Skip to content

Deprem Bölgesinde Psikolog Olmak

earthquake

Gerek yaşam koşulları dayanılmaz olduğu için kentten göç etmek zorunda kalan halk, gerekse okutulmak üzere başka şehirlere yatılı gönderilen çocuklar çifte travma yaşayacaklar; çünkü hem deprem travmasını yaşamaya devam edecekler hem de buna evlerinden, sevdiklerinde ayrılmanın kaybı eklenecek.

Psikolog bir arkadaşım Van’da depremden hemen sonraki bir iki gün içinde televizyonda psikolog olarak tanıtılan bir kadının yaptığı yanlış uygulamayı izlemiş. Çadırda çocuklarla oyun oynama ve resim yapma gibi sosyal etkinlikler yapması gereken “psikolog”, deprem hakkında bir şeyler söylemek isteyen çocuğa sürekli olarak “şşş, sus, deprem hakkında konuşmuyoruz, o yasak” gibi sözler söyleyip çocukları güldürmeye çalışıyormuş ve konuşmalarını engelliyormuş. Bu müdahale olsa olsa, ilk iki üç gün içinde deprem alanına ulaşamayan uzmanlardan evvel bölgede yaşayan ve muhtemelen psikolog da olmayan bir kişinin iyi niyetli fakat yanlış çabası olabilir. Şu anda bölgede afet ve travma konusunda uzman psikologların çalıştığını biliyorum ve içim daha rahat. Diğer psikolog da belki medyanın çocukların serzenişlerini malzeme yapmalarını engellemek istemiş olabilir fakat bunu yapmak için yanlış yolu tercih etmiş. İçeri medya mensuplarını almayabilirdi ama susturmak veya deprem kelimesini yasaklamak bunun yolu olmamalıydı. Burada da biraz ne yapılması gerektiği konusunda fikir vermek istiyorum.

Herhangi bir travmada olduğu kadar afet yüzünden yaşanan travmada da kişi, “delirdiğini” düşünür çünkü bünyesi hayatında belki de bir olaya verdiği en uç tepkileri vermektedir. Sürekli deprem anını tekrar yaşar gibi olmak, yaşadıkların tekrarlayan biçimde gözünün önüne gelmesi, o an duyduğu seslerin tekrar tekrar kulağına gelmesi, deprem kabusları görmek, yerin sürekli sarsılıyormuş gibi hissedilmesi, yakınların kaybının yası veya onları kaybetmekten aşırı korkmak gibi çeşitli tepkiler verebilir. Bu tepkiler genelde insana rutin yaşamının dışında olduğu için “anormal” geldiğinden, kişi delirdiğini düşünüp bundan aşırı korkabilir. O yüzden bir psikologun yapması gereken ilk şey, bu tepkilerin, kişinin “anormal bir olaya verilen normal tepkiler” olduğunu, bunları birçok insanın yaşadığını ve % 70 gibi bir ihtimalle 3-4 hafta içinde bu tepkilerin kendiliğinden kaybolacağını öğrenmesini sağlamaktır. Bunun için psikolog bir açıklama yapıp bu konuyu anlatırsa ve üstüne grup halinde depremzedeler yaşantılarını anlatıp paylaşırsa “normalleştirme” olur ve delirmekten korkmanın yarattığı aşırı kaygı azalır, kişiler rahatlar.

Bu anlattığım aslında grup terapisinin temel amacıyla aynı şey; yani paylaşılan bir anormalliğin aslında o kadar da anormal olmadığının anlaşılması ve kaygının azalmasıyla birçok semptomun zaten ortadan kaybolacağıdır.

Depremzede yakınlarının da yapabileceği en iyi şey bu, aynen yas tutan bir tanıdığınızın yanında sessizce oturup onun ölen kişiyle anılarını anlatırken ve ağlarken sadece “yanında olmak” gerekliliği gibi, bir depremzede yakını da, deprem anını kafasında tekrar tekrar yaşayan yakınının olayı daha iyi anlamlandırabilmesi için olayı tekrar tekrar anlatmasına sabırla izin vermeli ve destek olmalıdır. Susturmaya, dikkatini dağıtmaya çalışmak boşa çaba ve hatta kötü etkileyen bir çabadır.

Birkaç önemli nokta daha var ki, bunlar zaten deprem bölgesinde bulunan Psikologlar Derneği başkanı ve afet ve travma uzmanı psikologlar tarafından takip ediliyor. Şöyle ki, depremzedelerin “normalleştirme” yapabilmesi için bölgeden ayrılmamaları, tersine bölgede kalıp yakınlarına daha sıkı sarılmaları gerekiyor. Bu yüzden gerek yaşam koşulları dayanılmaz olduğu için kentten göç etmek zorunda bırakılan halk, gerekse okutulmak üzere başka şehirlere yatılı gönderilen çocuklar çifte travma yaşayacaklar; çünkü hem deprem travmasını kafalarında yaşamaya devam edecekler hem de yakınlarından ayrılmanın kaybı yaşanacak. Bu çok yanlış. Travmatik anı paylaşılmalı ve beraber anlamlandırılmalı; buna ek olarak insanın hayatındaki en önemli ihtiyacı olan “bağlanma” ihtiyacı karşılanmalı, yakınlarından ayrılmamalı.

Burada en önemli nokta ise, bölgede yaşam standartlarının normale dönmesi gerekliliği: Öncelikle çadırkentlerde yaşayan halkın ısınmasının, karnının doymasının ve sağlıklı hizmet almasının sağlanması ve ardından da hastanelerin, okulların, iş yerlerinin yeniden açılması. Zatürreden çocukların öldüğü bir yerde bir psikoloğun yapabileceği şeyler sanki biraz havada kalıyor, mesleki sorumluluktan çıkıp sadece insan olarak orada yardım eden vatandaş rolüne dönüşüyor.

Depremin tekrar etmesi ve yeniden bir yıkım yaşanması her ne kadar yaşamın normale dönme eğilimini aksi yönde de etkilese, yaraları sarmak aslında tam da hayatın devam etme gerekliliğinde başlıyor. Ve bunda da görev öncelikli olarak hayatın “normalleştirilmesi” sürecinin önünü açacak yetkililere düşüyor.

Comments are closed.