Skip to content

Narcissus da Echo’ya aşık olsaydı…

echo narcissus narkis nergis

Varoluşsal yalnızlığın gerçek çözümü olmamakla birlikte, terapistler sahte çözümlerin önüne geçmek durumundadır. Kişinin yalnızlıktan kurtulma çabaları diğer insanlarla ilişkilerini baltalayabilir. Pek çok dostluk ya da evlilik, insanların birbiriyle ilişki kurması ve birbirini sevmesi yerine, bir kişinin diğerini yalnızlığa karşı bir kalkan olarak kullanması nedeniyle başarısızlığa uğramıştır” (Irvin Yalom, 1989).

Narsistik kişilikte insanlar çevrelerindeki insanların onlara hizmet etmek için var olduklarını düşünürler. Dünya onların etrafında dönüyor (ya da dönmeli), herkes onlara bayılıyor (ya da bayılmalı), arkadaşları onları her zaman yüceltiyor ya da eğlendiriyor olmalıdır. Onları “iyi gösterecek” arkadaşlıklar kurarlar, mesela bu tipler yüksek statü sembolü kurslara, kulüplere üye olurlar ki orasının ismini söylemek bile onları yüceltsin. Artık neredeyse sokaktan geçen amcanın da bildiği gibi narsistik kişilik bozukluğunun altında aşağılık olma düşünceleri yatmaktadır. Yani kendini küçük görme, kendine güvensizlik, kendini değersiz bulma ve bu olumsuz düşüncelerle nasıl baş edebileceğini bilmediğinden çok güçlü bir telafi savunması uygulamak. İşte bu insanlar yalnız kalmaya tahammül edememektedirler çünkü narsistik kişiliğe sahip bir insan sürekli diplerdeki olumsuz duygularından kaçmak için büyük çaba sarf etmektedir ve yalnız kaldığı anlarda o düşünceleriyle yüzleşmekten o kadar korkar ki ya işkolik olur (buna çok karışan olmaz) ya da madde/alkol/yemek vs. bağımlısı olur ki kafası her zaman bir şeylerle meşgul olsun, aklına “kötü kötü” -farkındalık sağlayabilecek- düşünceler gelmesin.

Narsistik kişilik bozukluğu olan insanların kendilerine zarar vermekten vazgeçip başkalarına zarar vermeye karar verdikleri bir an vardır ki bu da aşık oldukları/olduklarını sandıkları andır. Kendisiyle uğraşmaktan da uğraşmamak için çalışmaktan da yorulan narsist ne yapacak? İlgisini dışarı verecek, kendisine bir kurban seçecek. “Aşık olan ve mutlu bir birleşme durumu yaşayan insan kendi benliğini düşünmez çünkü sorgulayan yalnız ben (ve ona eşlik eden yalnızlık kaygısı) biz duygusu içinde eriyip gider. Böylece insan kaygıdan kurtulur ama kendisini de yitirir” (Yalom, 1989). Tabi bu “kendisini yitirme” narsistik kişiliklerde gerçekleşmez. Başlarda güzel görünen bu kendini kaybetme, kendini açma, bir olma fikri sonra sonra narsisti içten içe dürtmeye başlar ve narsist o dipte yatan çirkin, değersiz benliğinin biricik aşkı tarafından görülmesine ramak kaldığını hissettiği anda onu “senin gözünün üstünde kaşın var” diyerek terk eder. Eee sonuçta hiç kimse onun benliğinden daha kıymetli değildir (gerekirse ayna karşısında Narcissus gibi aç bilaç kalıp ölünebiliyorsa değil mi?). Hayallerinin insanıyla tanıştığını sanan narsiste aşık zavallı kişi ise (narsist kendisini öyle tanıtmıştır tabi ki ona) ne olduğunu anlayamadan çoook yüksek bir aşk seviyesindeyken güm diye yere çakılır, travmanın en büyüğünü geçirir (Onun için çok üzülmemize gerek yok, sağlıklı bir insan ise kısmen uzunca bir yas/kayıp sürecinden sonra kazanımlar ile birlikte kendini toplayacaktır). Gel gelelim narsist kişilik asla gerçek kendisi ile yüzleşemeyeceğinden düzgün bir ilişki sahibi olamayacaktır. Masalımız da böyle sonlanır mı? Hayır. Çünkü masal burada başlar. Narsist kişilik terapiye gider ve orada kabul görür, yüzleşir ve bundan dolayı da büyük ihtimalle terapistinden önce çok ama çok nefret eder. Sonra eğer terapistine kızıp da yarıda bırakmaz, devam eder ve zamanla terapistinin onu koşulsuzca kabul ettiğine ikna olursa bir ihtimal değişebilir.

Aşık olmuş insansa her halükarda terapistinden nefret eder çünkü narsist olsun olmasın her insan aşıkken iç çatışmalara rehberlik edecek olan sorgulayıcı bir benlik bilinci ve kaygı getirecek olan terapi sürecinden kaçar. “İşte bu nedenle terapistler aşık olmuş hastaları tedavi etmekten hoşlanmazlar”; kimse aşkın celladı olmak istemez.

 

 Not: Okumak isteyenler için italik yazılmış kısımlar yani alıntılar Irvin Yalom’un Aşkın Celladı kitabından. 

Comments are closed.